301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Haber Detayı
10 Ocak 2020 - Cuma 15:45 Bu haber 455 kez okundu
 
YAŞAMAK VE ÖLÜM ÜZERİNE. AV FİKRİ DOĞAN’IN KÖŞE YAZISI
YAŞAMAK VE ÖLÜM ÜZERİNE. AV FİKRİ DOĞAN’IN KÖŞE YAZISI
FİNİKE Haberi


                        YAŞAMAK VE ÖLÜM ÜZERİNE. AV FİKRİ DOĞAN’IN KÖŞE YAZISI

 

            Tarihsel bir anın rastlantısallığı içinde, sonsuz gibi duran bir uzamda, payımıza düşeni yaşıyoruz. Gençlik yıllarımda pek dikkatimi çekmezdi. Aşağı yukarı, belki de camilerin merkezi sisteminden olsa gerek, neredeyse her gün bir sela okunuyor. Tanıdığımız tanımadığımız, birisinin cenazesiyle ilgili duyuru yapılıyor. Yaşamak kadar ölümde bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor. Ölümün tek farkı, sonrasında maddi bir gerçekliğin olmaması ve inançlar boyutunda, soyut düşüncesinin kalmasıdır. Yaşamak  öyle mi ? Kesinlikle değil. Bir o kadarı dahi olsa, yine de eksik olacak bir tanışıklık, maddi dünyanın sunduklarına karşı. Hep eksik kalacak, yaşanamayanlar. Hele bir de zamansızları var öümün. Ölen belki farkına varamayacak ama, kalanları için kabul edilmeyecek hiçbir zaman. Orta Okul zamanlarımdan, Annemin Dayısının Oğlu Avusturya’da, şimdi hatırlayamadığım bir nedenle oldukça genç yaşta ölmüştü. Annesi Zehra Yenge dediğimiz, kadının daha sonra yaşadığı yirmi yılı aşkın bir süre oğlu için ağladığını hatırlıyorum. Ölümün bu yönüyle kabul edilemezliğini, o kadınla biliyorum. Her ölüm yukarıda da değindiğim üzere, erken biraz. Geçen gün yabancı bir, belgeselde insan ömrünü uzatacak çalışmalar anlatılıyordu. Anlatılanlar gerçekleşecek olursa, aynı hızla doğmaya da devam edersek, bu dünyamız bize yeterli olamayacak. Hele hele, hırslarımızla ellerinden aldığımız, doğal ortamlarını yok ettiğimiz diğer canlılar, hepten yok olacak. Haksızlık değil mi?

 

            Evet haksızlık yapıyoruz. Yaşadığımız dünyanın, bize sunduklarıyla da yetinmez olduk. Dünyamızın sunduklarından daha fazla, akıllı teknolojilerle yaptıklarımıza  inanıyoruz. Bu yetmiyormuş gibi, Doğanın sunduğunu, beş duyumuzun algılamasının ötesinde, bir de onu yarattığımız değer kuramıyla, ekonomik alanımıza dâhil ettik. Zaten ölümü, kabul edemeyecek kadar, mutlu bir azınlığımız var. Ortalama ömrünü uzatmış olsa dahi, ellerinde bulundurdukları, sahip oldukları açısından bir  yüz yıl hiç de yeterli değil.   Tüm çalışmalar, bilim, en azından, Dünyanın çok mutlu azınlığının ömrünü ilk aşamada, yüzelli yaşlarını aştırmak. Peki, ne pahasına?  Elbette, doğanın her parçasının, ekonomik alana dahil edilmesi ve ona mutlak surette, sahip olmak pahasına. Çok tabiî ki, milyarlarca insanın mutlak yoksulluğuna rağmen. Adil değil elbette, en azından ama, adil bir dünya neredeyse hiç olmadı zaten. İnsanlık adına, belki zaman zaman umutlu olunan yüzyıllar oldu. Ama sadece  umut ve küçük vahalardan öteye geçemedi.  Yaşayıp gidiyoruz İşte. Eğer küçük yaşlarda, taşıdığımız bir virüs tesadüf etmediyse, ileriki yaşlarda, bir iş kazası, bir trafik kazası, kanser ya da ölümcül bir diğer hastalıklar tesadüf etmediyse. Neredeyse seksenli yılları görür olduk. Uzadı ömrümüz. Bir de savaşlar var tabiî ki, zamansız ölümlerimize neden olan. Uygarlığın baş belası savaşlar. En çok onlar öldürdü bizleri, hala da öldürmeye devam ediyor. Edecek de muhtemelen. Yaşadığımız coğrafya zaten tarihi, haksız çıkarmayacakçasına, her zaman kesintisiz çatışma halinde.  En çok da bizim coğrafyanın insanları, zamansız ölümlere mahkûm.  Bir çaresi de yok, kısa zamanlarda olacak gibi hiç durmuyor.

 

                        Peki ne olacak böyle? Mutlu azınlık, belki de dünya nüfusunun yüzde biri dahi değil, belki de binde birinin, ömrünü uzatacak bilimsel çalışmaların finansı için, gerekli sermayenin sağlanması için, zamansız ölümlere neden olunmakta. Bir anneniz zamansız ölümü üzerine, yıllarca ağlayan bir anne gibi, niceleri yaratılıyor. Yaşamın diyalektik bir döngüsü ölümlere söylenecek fazla bir sözümüz olamaz. Elbette ki; sevenleri için yine üzüntülere neden olacak, ama nedensiz ölümlere, insanlık adına, yarattığımız uygarlık adına son vermenin zamanı geldi ve geçiyor. Bombalar hep uzaklar da patlamayacak, bir gün yaşadığımız şehirlerimizde de patlayabilir. Hep birlikte, bu dünya bizim, kromozomlarımız aynı diğer farklılıklar doğadan kaynaklı değil ise yarattığımız farklılıklardır. Yarattıklarımız da değil mi zaten başımız da dert olan?

 

 

          

Kaynak: Editör:
 
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , YAŞAMAK, VE, ÖLÜM, ÜZERİNE., AV, FİKRİ, DOĞAN’IN, KÖŞE, YAZISI,
Yorumlar
Bizim Gazete
Resmi İlanlar

Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Antalya
Çok Bulutlu
Güncelleme: 30.05.2020
Bugün
14° - 23°
Pazar
15° - 23°
Pazartesi
16° - 21°
Anketler
Haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Antalya

Güncelleme: 29.05.2020
İmsak
03:53
Sabah
05:34
Öğle
13:00
İkindi
16:50
Akşam
20:16
Yatsı
21:50
Arşiv Arama
Haber Yazılımı